Narsist Sevgiliden Ayrılmak

İlk günler…

Narsistik bir ilişkiden nihayet çıkmayı başardıysanız ilk zamanlar zorlayıcı olacaktır, kabul edelim. Kendi tecrübemde ilk bir hafta tek amacım ve tek beklentim sadece nefes almaktı. Çünkü nefes almak bile ağır bir yük gibi geliyordu. Sabahları göğsümde yumruk gibi bir hisle uyanıyordum. Bir tür şok yaşıyordum. En zoru uyanır uyanmaz o ilk dakikalardı. İlk gözümü açtığımda aklımda hiçbir şey yokken bütün olan şey bir anda beynime iniyordu ve içime oturuyordu. İçim yanıyor gibi hissediyordum, canım acıyordu. Yemek yemek istemiyordum, hareket etmek, konuşmak, hiçbir şey yapmak istemiyordum. Felç olmuş gibiydim. İşime odaklanamıyordum. Sürekli gözlerim doluyordu. Gün içinde ağlamamak için kendimi tutmam gerekiyordu. Bunu kontrol etmekte zorlanıyordum. Keşke bir şey olsa komaya falan girsem bir ay çıkamasam da uyandığımda geçmiş olsa diyordum kendi kendime. Bedenen vardım, ruhen yoktum sanki. Çaresiz, kızgın, mutsuz, yorgun, kaybetmiş ve yapayalnız hissediyordum kendimi. Bunlar birçok zor ayrılıkta hissedilebilecek duygular belki. Ancak narsist sevgiliden ayrılmak bana hayatımda daha önce hiç hissetmediğim bir şey daha hissettirdi. Bu hissi nasıl tarif edebilirim tam olarak bilmiyorum. Ama sanki bana kasten kötülük yapılmış gibi, ben de kendi kendime kötülük yapmışım gibi bir histi. Ve bu çok ağır gelmişti. O resmen  kötü kalpli biriydi.

İnsanların yapabildikleri kötülükleri tabi ki görmüştüm narsistten önce. Ama yaptıklarına bakarak bu kişi kötü insan demedim kimseye. Bunu söyletecek kadar kötü adamlar sadece filmlerde olur sanıyordum. Aldatmak, çalmak, yalan söylemek, hatta öldürmek bile tek başına birinin kötü bir insan olduğunu göstermez bana göre. Ama bu yüzleştiğim başka bir şey. Vicdanı ve duyguları gerçekten olmayan birini hiç görmemişim. Kendi eğlencesi için insanları cansız varlıklar gibi ateşe atan birini hiç tanımamıştım. Kötü insan diye bir şey varmış. Filmlerdeki şeytani karakterler gerçekmiş aslında. Kabul edemedim bunu bir süre, yabancı bir cisim gibi battı içime. Dünyada masumiyeti, sevgiyi, insani değerleri ve tüm iyi niyetleri yok ederek yaşayan, sana ne yaptığını asla anlamayan bir şeyin varlığıyla karşılaşmak; terör saldırısında öldürülen bebeği izlemek gibi. Mideniz bulanıyor.

Kalbimi söküp öylece çöpe atmıştı. Hiç bir neden olmadan. Hiç dinlemeden. Ne kadar acıdığını umursamadan. Öyle değersiz bir şey gibi. Onu oradan aldı, biraz oynayıp keyfi bitince atıp gitti sanki.
Kendimi bundan koruyamamıştım. Bana kötülük yapmak isteyen birine defalarca iyi niyetimle sevgimle giderek, onun için çaba göstererek kendime ihanet etmiştim. İkimiz birlik olup benim hayatımı mahvetmeye çalışıyormuşuz gibiydi. Hadi o canavarmış, peki ben niye yaptım bunu kendime? Nasıl bu kadar değersiz görüldüğüm bir yerde kalmayı istedim. Değersiz olduğumu kabul etmek gibi bir şey değil mi bu? Kendimi sevsem bu saçmalığın içinde kalır mıydım? İnsani değerim zedelenmiş gibi hissediyordum. Çok üzülüyordum. Çok acıtıyordu içimi. Bütün bu hislerle mücadele etmem çok zor oldu.

Ayrılığa dair karşı tarafta hiç bir insani duygu oluşmamıştı. Ne bir anlayış ne bir gram umursama yoktu. Ben ise tam anlamıyla yıkılmıştım. İlk günler en zorudur. Her şeyle bir anda mücadele etmeniz gerekir. Kendinizle, onun size yaptıklarıyla, sizin onun yaptıklarına izin verişinizle, kalbinizin acısıyla, yıllarca varlığına inandığınız şeylerin yalan olduğu gerçeğiyle, hayal kırıklığı ve dolandırılmışlık hissiyle. Bütün bu acı ve kapkaranlık hisler böyle kalmıyor, gitgide azalıyorlar neyse ki.

Bu dönemde eğer siz de benim gibi çok kötü hissederseniz ellerinizi kalbinizin üstüne koyun, gözlerinizi kapatın ve geçecek korkma deyin kendinize içinizden. Geçecek, bitti gitti, bir daha bana zarar veremez, güvendeyim, güçlüyüm, kendimi seviyorum, bunu da atlatıcam, 1 hafta sonra çok daha iyi olucam diyin. Ki bunların hepsi doğru. Gerçekten korkmayın, sonsuza kadar bu acıyla kalınmıyor. Gerçekten zamanla geçiyor. Ve gerçekten, sandığınızdan çok daha güçlüsünüz.

Bir hafta sonra… 

Ayrıldıktan bir hafta sonra normal nefes almaya başlarsınız. Gülümseyemezsiniz hala. Sanki bir daha hiç gülemeyecekmişsiniz gibi gelir. Ama en azından ağlama isteğiniz azalır. Acınızın da ilk günlere göre azaldığını hissedersiniz.  Mutlu olamazsınız ama boğazda düğümle uyanma, mide bulantısı, vücudun yanıyormuş hissi gibi acının fiziksel olarak hissettiğiniz kısımları önemli ölçüde kaybolur.

Bu dönemde kendinizden çok fazla beklentiniz olmasın. Bu karanlık dönemi yaşamanız gerekiyor. Kaçarı yok. Ne yaşıyorsanız bunu yaşamak için kendinize izin verin. Bir anda dışarı çıkıp partilemek, arkadaşlarla çılgınca eğlenmek, yeni biriyle date e çıkmak vb gibi şeylere kendinizi zorlamayın. Bunları yapıp yine mutsuz kalmanız sizi iyice demoralize edecektir. Daha değil. O günler de gelecek ama biraz erken. Ayrıldıktan sonraki hafta kendinize gelmek için mümkün olduğunca sakin kalın ve şefkat hissedebileceğiniz aktiviteler yapın. Annenize sarılın, süt için, kışsa battaniyenin içine girin, kitap okuyun, cenin pozisyonunda yatın, yürüyüş yapın, sevdiğiniz bir şeyler izleyin, sakin müzikler dinleyin, sıcak bir duş alın. Biraz dişinizi sıktığınızda kendinize rağmen durumunuzda bir iyileşme olduğunu göreceksiniz. 

İki hafta sonra…

İki hafta sonra biraz daha az kötü hissetmeniz gerekiyor. İlk günlerin üstesinden geldikten sonra gitgide durum daha katlanılabilir hale gelir. Kendinizi iyi hissetmiyor olabilirsiniz ama tamamen kontrolsüz bir durumda da olmazsınız. İlk günlerin şoku geçtikten sonra en kötüsünü arkanızda bıraktınız demektir. Kafayı yemediğinize göre artık kendinizle ilgili daha çok şey yapabilirsiniz.

Bu dönemde imkanınız varsa mutlaka tatile gidin. Kafanızı dağıtmak ve iyileşmenizi hızlandırmak için çok etkili oluyor. Mümkünse daha önce hiç gitmediğiniz bir yer olsun. Eğer imkanınız yoksa bile şehir içinde daha önce hiç gitmediğiniz bir parkta vakit geçirmek, hiç gitmediğiniz güzel bir restorantta kendinize bir yemek ısmarlamak vb gibi şeyler iyi gelir.  Yaşadığınız ortamın ısısını iyi ayarlayın, çok sıcak veya çok soğuk ortamlar kötü hissetmenize sebep olur. Eğer onunla birlikte yaşıyorduysanız onun eşyalarını toplayıp kargoya verin ya da çöpe atın. Etrafta onu hatırlatacak hiç bir şey kalmasın. Kendinize bakın, makyajı bıraktıysanız tekrar başlayın. Kremler alın. Mis kokulu, güzel çiçekler alın. Masaj yaptırın. Kendinize güzel bir yemek pişirin. Yaşadığınız ortamı düzenleyin, temizleyin. Atılacakları atın. Bunlar kendinize olan sevginizi ve saygınızı arttırır. Daha güçlü hissetmenize yardımcı olur.

Bir ay sonra…

Bence insan bir ay içerisinde acıyla baş etme konusunda çok çok önemli ölçüde yol kat ediyor.İlk birkaç gün ve ilk bir ay ayrılığın en zor bölümüdür. Bir ayı atlattıktan sonra ciddi ölçüde iyileşiyorsunuz. Evet, önünüzde hala sizi zorlu zamanlar bekliyor. Ama ayrılığın o en acı dönemi geride kalmış oluyor. Durumu kabullenip hayatınıza devam etmeniz gerektiğini anlıyorsunuz. Çevrenize ilginiz artıyor. Arkadaşlarınıza, ailenize veya işinize odaklanabiliyorsunuz. Duruma alışmaya başlıyorsunuz. Yavaş yavaş gözünüzü açıyorsunuz. Gülebildiğinizi fark ediyorsunuz yeniden.

Ancak bu noktada sizi çok ciddi bir tehlike bekliyor. O da narsistin geri dönmesi. Genellikle tam da bu dönemde geri geliyorlar. Çok tehlikeli. Hiç bir şey olmamış gibi tekrar ortaya çıkıyor, iyileşmeye başladığınızı anlamış gibi. Saçma sapan bir laf söylüyor, ya da özledim diyor vs. Kafanız karışıyor. Bu noktada iyileşmeye başladığınız için ve ona olan öfkeniz soğuduğu için onu hemen reddetme refleksiniz olmuyor, size yaşattığı şeyi ona ödetmek, anlamasını pişman olmasını sağlamak gibi istekleriniz oluyor. Bunu yapmanız mümkün değil. Neden mümkün olmadığını burada yazdım. Bir yandan da onu özlediğinizi hissediyorsunuz. Size duygusal açıdan zarar veren kişinin aynı zamanda sizi iyileştirebilecek tek insan olduğu duygusu insan doğasına var. Ancak ne yazık ki duyduğunuz acıya sebep olan bu kişinin sizin iyileşmenize yardımcı olması imkansız. Kendinizi eskisi gibi hissetmenizi yine siz sağlayacaksınız. Bu nedenle onu bu işin dışında bırakmanız gerekiyor.

Narsist psikopat hiç bir oyuncağını kaybetmek istemez. Sonsuza kadar herkes elinin altında kalsın ister. Bir gün lazım olur kullanırım diye düşünür. Bu nedenle hiç bir oyuncağından hiç bir zaman tam olarak elini çekmez. Asla onun hayatına tam olarak dahil olamazsınız ama asla tam olarak da çıkamazsınız. Siz mücadele etmediğiniz sürece tabi. Eğer bir ay sonra geri geldiğinde tuzağa düşerseniz tüm bu süreci baştan yaşamanız gerekir. Tüm bu acı dolu günleri size defalarca tekrar tekrar yaşatmak için geri dönüyor zaten. Korku filmi gibi. Duruma alışmamanız için her seferinde de başka yerden vuruyor, her seferinde başka bir şok geçirerek yine şu yazının başında anlattığım ilk günlere dönmüş buluyorsunuz kendinizi. Psikolojik şiddetin dibini gösteriyor insana. Tabi bu arada o gelmeden sizin de dayanamayıp onunla tekrar iletişime geçme riskiniz var. İnsan bazen krize girmiş gibi oluyor bir anda yaşadıkları çok ağır gelip dayanamayıp onla tekrar iletişim kurmak isteyebiliyor. Bu da yine onun size geri dönmesiyle aynı sonuca varıyor. Bu dönemde onun veya kendinizin bu tür geri dönme hamlelerinden kurtulabilirseniz bir sonraki iyileşme evresine geçebiliyorsunuz.

3 ay sonra...

3 aydır hala onunla iletişime geçmediyseniz büyük olasılıkla artık kriz halinde yaşamıyorsunuzdur. Ancak o ilk şok ve acı dönemini atlattıktan sonra gerçeklik yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlar. Onun bir canavar olduğu ve size neler yaptığı gerçeğini daha objektif ve net bir biçimde görmeye başlarsınız. Bu dönemde hala neredeyse sürekli onu düşünüyor olmanız normal. Bu yitiminizle yüzleşmeye ve durumu kabullenmeye çalıştığınız anlamına gelir. Yaşamınızın sürekli parçası olan birinden ayrılmak biraz ölümü andırır ve bu duruma alışmak zaman ister. O kişi ruh hastası bir psikopat bile olsa aynı zamanda sevdiğiniz insan olduğu için hiç bir şey olmamış gibi bir anda hayatınıza devam edemeyeceksiniz. Anlamak ve kabullenmek için düşünmeyle geçen uzun bir zamana gereksiniminiz olacak. Gerçek duygusal iyileşme süreci ne yazık ki bir anda olup bitmiyor.

Bu dönemde obsesif bir şekilde düşündüğünüz için ne yapıp ettiğini merak edersiniz muhtemelen. Stalklarınızdan da genelde aşırı eğlenceli hayatına geri döndüğü, hayatında bir kadın olduğu, sizi çoktan unuttuğu izlenimine kapılırsınız. Kafanız soru işaretleriyle dolar.
Şunu unutmayın ki bu adamın olayı bu. Mış gibi göstermek. Bunu iyice anlamanız için bu dönemde size en iyi gelecek olan şey narsizm hakkında olabildiğince fazla bilgi edinmeniz. Bilgi sizi gitgide güçlendirir. Bulabildiğiniz her şeyi okuyun, izleyin. Hastalığı kafanızda iyice oturtun. Neyi neden yaptığını ve neden asla onunla birlikte olamayacağınızı anlayın. Soru işaretlerinizi çözün. Başka narsistlerin kurbanlarına neler yaptıklarını öğrenin, aynı şeyler sizin de başınıza gelebilirdi. Bir şekilde kendinizi korumaya karar verdiniz. Artık kurban değilsiniz. Kendinizi kurban gibi görmeyi bırakın. Benim başıma bu niye geldi diye de dövünmeyin. Olabiliyor. Geliyor. Evet, böyle insanlar var. Bunu kabul edelim. Narsisizmi ve bir zamanlar aşık olduğunuz adamı çözme sürecinde narsistin duygularını anlamak çok önemli. Bu konuyu içselleştirdiğiniz zaman tüm sorularınıza cevap bulacaksınız zaten.

Bu dönemde artık yavaş yavaş bir başkasıyla mutlu olmak istemeye başlayacaksınız. Birileriyle tanışacak, date'lere çıkacaksınız muhtemelen. Karşınıza çıkan kişide en küçük bir kötü özellikle karşılaştığınızda anında onu ignore edeceksiniz bundan sonra. Uğraşamam diyeceksiniz çünkü gerçekten uğraşacak, didişecek hal kalmıyor sıfırdan birisi için. İyi insanlar da çıkacak karşınıza. Ama karşınıza çıkan ne kadar iyi de olsa, narsistin hiç bir canavar özelliğini barındırmasa da bir şeylerin eksik olduğunu hissedeceksiniz onunla. Deneyeceksiniz onunla olsun iyi biri diyeceksiniz ama içiniz istemeyecek bir türlü. Hiç kimse narsist psikopatın size hissettirdiği o yüksek duyguları, heyecanı, tutkuyu, aşkı hissettiremeyecek çünkü. Sinir olacaksınız neden doğru düzgün bir insanla bu hisler olmuyor diye. Bu kısım çok zor. Huzur veren ama aşık olmadığınız bir adamla bir ömür geçirmek mi yoksa üzülmekten canınızı çıkaran ama yanındayken mutluluktan bulutlarda gezdiğiniz adamla mücadele etmek mi? İkilemde kalıp tekrar ona dönme ihtimaliniz var yine. Bence kendinize zaman vermeyi seçin. Yaralandınız. Bu dönemde herhangi bir erkeği sevmeye ve birlikte bir şeylere başlamaya çalışmak yerine bu işlere mola verip kendinizi sevmeye vakit ayırmanız çok değerlidir. Kendiniz hakkında olumlu düşünceleriniz ne kadar artarsa çevreye de o kadar çekici görünürsünüz zaten. Sonrasında bir şeyler doğal olarak gelişir. Dolayısıyla tam olarak iyileşene kadar kendinizi romantik bir ilişkiye zorlamayın derim.


6 ay sonra....


Bundan sonra artık daha güçlü hissedeceksiniz kendinizi. Bu olaydan çok fazla şeyler öğrenmiş olarak çıkacaksınız. Artık insanlara kolay kolay güvenmemeyi, duyguların peşinden körü körüne gitmemeyi, insanlara karşı tamamen açık olmamayı ve kendinizi kötülüklerden korumayı öğrenmiş olacaksınız. Büyüdüğünüzü hissedeceksiniz. Kendinizden sorumlu olduğunuzu ve kendinizin sizin için ne kadar değerli olduğunu anlayacaksınız yüksek ihtimalle. Hiç kimse kolayca gelip acıtamayacak canınızı. Maskeleriniz olacak, duvarlarınız olacak artık sizin de. Acımayacaksınız, belki acıtacaksınız. Tüm bunların karşılığında ise sizden bir şeyler gitmiş gibi hissedebilirsiniz. O da masumiyetiniz, dünyaya olan yumuşak bakışınız, insanlığa, iyiliğe ve adalete olan inançlarınız. 


Ruhsal yaralanmaya yol açan bu tür olaylar yaşadığımız zamanlarda dünya anlayışımızı temellendirdiğimiz belli birtakım düşünceler ve kavramlar sarsılıp anlamını yitirebilir. Biz insanlar için üç temel ortak düşünce çok önemlidir;
  • Dünya iyidir.
  • Dünya anlamlıdır.
  • Ben bir insan olarak değerliyim.
Travmatik bir olay yaşadığımızda bu düşünceler öyle büyük bir saldırıya uğrar ki yıkılabilir. Bu noktada kendi hayatınıza ve geleceğe, iyiliğe ve dünyaya dair inançlarınıza yeniden tutunmak için biraz mücadele etmeniz ve bu üç maddenin doğruluğunu kendinize kanıtlamanız önemli. Aksi takdirde bu sefer de depresyonun pençesine düşebilirsiniz.

Bu mücadeleden başarıyla çıkmanın en iyi yolu kendinize bir hayat amacı edinmek. Ve mümkünse bu hayat amacını aile ve insan ilişkileri üzerine kurmamak. Çünkü başka insanlar söz konusu olduğunda denetim gücümüz kısıtlıdır. Ne düşlerinizin erkeğiyle tanışacağınız zamanı, ne çocuk sahibi olma konusunu, ne annenizi ne babanızı, ne kardeşlerinizi ne de arkadaşlarınızı denetleyemezsiniz. Anne babanızın yaşlanmasını engellemeyemezsiniz. En yakın arkadaşınızın evlenip Amerika'ya taşınmasını engelleyemezsiniz. Aşık olduğunuz adamın narsist psikopat çıkması durumunu düzeltemezsiniz. Buna karşılık kişisel ve bağımsız bir amaç edinirseniz yaşamın sizin için anlamlı olup olmaması kontrolünüz altında olabilir. 

Peki mutlu insan ilişkilerine sahip olmaktan başka nasıl bir amaç hissi olabilir hayatta? Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek mesela? Başkalarına yardım etmek. Kendini yaratıcı bir şekilde ifade etmek. Yeteneklerini değerlendirmek. Kişisel gelişim. Kariyer. Ben blog yazmaya başladım. Bana iyi geliyor. Hem içimi döküyorum hem de benzer durumdaki insanlarla etkişelim içinde olmak, yardımcı olmaya çalışmak faydalı bir şey yaptığımı hissetiriyor. Siz de kendinize göre anlamlı olan herhangi bir şey yapmaya başlarsanız bu süreçte daha çabuk toparlanabilirsiniz.

Sonuç olarak ilk altı ayı sağlıklı bir şekilde atlattıktan sonra korkmayın artık. Sürekli kahkahalar atıyor olmayabilirsiniz, ya da şu anki yaşamınıza aşık olmayabilirsiniz ama altı ay öncesine göre kendinizi çok daha iyi hissedersiniz. O zamanlar ne kadar berbat bir durumda olduğunuzu anımsamazsınız bile. Çoğu insan o günlere dair belirsiz bir dehşeti hisseder, ancak o acının yoğunluğunu gerçek anlamıyla aynı şekilde tadamazsınız. Bu yoğunluk çok şükür ki zamanın yıpratıcı etkisine karşı koyamıyor.

Hayattaki acılar bizim seçimimize bağlı olmuyor evet keşke de bunu yaşamasaydık ama kalp kırıklığında insanı zenginleştiren bir yön olduğuna inanıyorum ben. Acıyı alt edebildiğiniz zaman kendi gücünüze olan inancınız artıyor ve kalbinizde bir şefkat hissi oluşuyor. Hem sizin yaşadıklarınızı yaşayanlar hem de dünyada çok farklı şekillerde acı çeken onca insan için. Çevrenizdeki dünyaya yönelik olarak da yeni bir anlayış kazanıyorsunuz. Farklı bakıyorsunuz hayata ve kendinizi korumayı öğreniyorsunuz. Bu ayrılık nedeniyle büyük acılar çekmiş de olsanız geliştiniz. Güçlü bir şekilde sevebilme, zorluklarla mücadele etme ve güçlü bir şekilde acılara katlanabilme yeteneğiniz olduğunu öğrendiniz. Şuan hala çok mutlu hissetmeseniz bile yeniden mutlu olabileceğinizi unutmayın.

Farkında olsanız da olmasanız da ruhunuz bu olayla derinleşti aslında. Bu daha başlangıç.Önünüzde geniş bir gelecek var. Yaşamdan istediklerinizi-güzel bir ilişki de dahil olmak üzere- elde edebileceğinize inanmak için her türlü nedeniniz var. Size söz veriyorum, bundan sonra narsistle olan deneyiminizden çok daha güzel şeyler yaşayacaksınız.

Kendinizi sevin, kendinize iyi bakın,

Yorumlar

Popular Posts

Narsist erkek geri döner mi?

Narsistin beni sevmesini nasıl sağlarım? Narsist için mükemmel eş kimdir?

Beni hiç mi sevmedi? Ne düşünüyor benle ilgili?